AMERİKA'DAKİ İLK TÜRKLER

Haber 9232 Kez Okundu

Fotoğraf: AKİL

Haber: Nagihan ÜNLÜ 26/06/2014 20:42:50


  • AMERİKA'DAKİ İLK TÜRKLER

‘Amerikan rüyası’ yaklaşık 200 yıl önce nüfuz ediyor Türk topraklarına. Osmanlı’nın zayıfladığı Amerika’nın ise giderek güçlendiği ve iş gücüne ihtiyaç duyduğu yıllara denk düşen bu süreçte, Anadolu’nun doğusu büyük göçler veriyor. Ülkemizden Amerika’ya en yoğun göçlerin yaşandığı bu dönemde, Harput kenti rekor düzeyde göçmeniyle başı çekiyor. Zengin olma hayali ile sahip oldukları her şeyi geride bırakarak ‘Yeni Dünya’ya yelken açan Harputlular 2,5 yıl süren bir yolculuktan sonra Amerika’ya ulaşabiliyor. Bu rüya herkes için farklı farklı sonlar hazırlıyor. Gidenler, hasret içinde geri dönenler, umduğunu bulanlar, fabrika vagonları arasında sıkışıp kalanlar ve bir daha asla haber alınamayanlar...

Türklerin Amerika Birleşik Devletleri’ne ilk göçü 1820’li yıllara dayanır. 19. yüzyılın son çeyreğinde giderek artan göç hareketleri, 20. yüzyılın hemen başında doruk noktasına ulaşır. Tarihsel süreç içerisinde Türklerin ABD’ye göçü incelendiğinde üç farklı ‘göç dalgasının’ varlığı dikkati çeker. 1820 yılında başlayan ve Birinci Dünya Savaşı’nın sona ermesi ile biten ilk dalga; az gelirli ve eğitim düzeyi düşük Osmanlı halkını, ikinci göç dalgası; 1950 ve 1960’lı yıllarda ABD’ye akın eden eğitim düzeyi yüksek ‘Cumhuriyet çocuklarını’, son dalga ise 1980’li yılların sonlarında ABD’ye  giden farklı sosyal ve ekonomik sınıfları kapsayan kozmopolit bir grubu karakterize eder.

Harput’ta bir Amerikalı

Kıtalara yayılmış Osmanlı topraklan içerisinde, ileri düzeyde eğitim-öğretim kalitesine ve köklü bir tarihe sahip olan Harput’un göç yolculuğu 1819 yılına dayanır. 1810’da kurulan Yabancı Misyonlar İçin Amerikan Memurlar Heyeti (American Board of Commissioners for Foreign Missions) adlı örgüt tam da bu tarihte Osmanlı’yı programına dâhil eder. Gerek coğrafi gerekse sosyo-ekonomik açıdan güçlü olan Osmanlı’nın yabancı devletler için oluşturduğu tehdit, misyonerlik faaliyetlerine hız kazandırır. 1839’da Tanzimat Fermanı, 1856’da ise Islahat Fermanı’nı ilan eden Osmanlı, yabancılara tanıdığı haklarla bu süreci daha da perçinler.

Öte yandan 1838 yılında İngiltere ile yapılan Balta Limanı Ticaret Anlaşması Osmanlı’yı yerli imalat konusunda zayıflatırken, yabancı malların ülkeye girmesini teşvik eder. 1850’li yıllarda siyasi ve ekonomik açıdan güçsüzleşen Osmanlı, kendi çöküşünü hazırladığı gibi halkının refahını sağlayamayarak misyonerlerin yolunu açar.

Selçuk Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Caner Arabacı; “Bu yıllar Amerikan misyoner okullarının örgütlendikleri yıllardır. Mesela 1870’li yıllarda Türkiye’de yaklaşık 270 misyoner okulu vardır. 1900’lü yılların başında ise Harput da dahil 400 olacaktır. 1916 yılına gelindiğinde Amerikan misyoner okullarının sayısı 450’ye ulaştı” diyor. Caner Arabacı, Harput’u yabancı devletler için cazip kılan nedenleri ise şöyle açıklıyor: “Harput; Sivas, Kayseri, Erzurum hattını düşündüğünüzde, bu hattın sağında kalmaktadır. Dolayısıyla stratejik bir konumdadır. Öte yandan ticari bir merkez olma özelliği taşır ve İslam dinini kabul eden nüfusun yoğunlukta olduğu bir bölgedir.”

Amerika’da bir Harputlu

1857 yılında Harput Amerikan Koleji’nin temelleri atıldığında Harputlular için ‘yeni dünya’nın kapıları da aralanır. 1860’da faaliyetlerini yoğunlaştıran misyonerler, devletin çökmekte olduğu bir anda ekonomik sıkıntıya düşen halka istihdam vaadi sunar. Askere alınarak ailelerini kimsesiz bırakma korkusu içindeki Harputlular, zengin olma ve tahsil yapma hayali ile tercihilerini kaçmaktan yana kullanır. Yıllar içinde süregelen ve bugün bile etkisini hissettiren göç olayıyla Harput’ta yüzlerce hikâye vücut bulur.

Göçmenler gurbet acısı içerisinde Harput’tan Trabzon Limanı’na, Trabzon Limanı’ndan İstanbul Limanı’na daha sonra ise Marsilya Limanı’na uzanan zorlu bir yolculuğa adım atar. Harput-Samsun-İstanbul yolunu aylarca kâh katır sırtında kâh yaylı arabalar ile kış mevsiminin zor şartlarında aşan göçmenler; vapur güvertelerinde perişan bir halde, yokluk içerisinde ‘Yeni Dünya’ya ulaşırlar. Marsilya Limanı’na adım attıklarında tüm paraları tükenen göçmenler, limanda günübirlik işler yaparak iki koca yıl geçirir. Birbirlerine masal niyetine kendi hikâyelerini anlatıp memleket özlemini gideren Harputlular, Amerika’ya tam iki buçuk yıl süren bir yolculuktan sonra ulaşır. Ailelerine üç beş kuruş gönderebilmek için kimi berber çırağı olarak kimi ise temizlikçi olarak çalışır. Tek umut yılda bir de olsa çok uzaklardan gelecek olan bir fotoğraf ya da yazılmış iki satır mektuptur.

Bu hikâyenin aktörlerinden biri de Ebubekir Muhammet Yalnızlıoğlu. O’nun Amerika macerasını yeğeni Mahir Gürbüz anlatıyor. Elazığlı yazar ve şair Gürbüz; “Annem 2,5 yaşındayken dayısı 14 yaşındaymış ve küçücük yaşında düşmüş Amerika yollarına. Bir gece yastıklara insan silueti vererek pencereden kaçmış. Büyüklerimizden öğrendiklerimize göre; uzun bir yolculuktan sonra Fransa’nın Marsilya Limanı’na ulaşan Ebubekir Dayı kötü koşullardan dolayı salgın hastalığa yakalanarak hastanelere düşmüş ve bir süre hastanede yatmak zorunda kalmış. Yaklaşık iki yıl sonra Amerika’ya giden dayımız günlük bir dolara kömür ocaklarında çalışmış. Zamanla fabrikaların açılmasıyla cıvata fabrikasında işe başlamış ve orada mesai dışında çöpe atılmış bir makineyi tamir ederek şef olmuş. 48 yıl sonra Türkiye’ye dönme kararı almış ve 1966 yılında da vefat etmiş” sözleriyle ifade ediyor ona anlatılanları.

48 yıllık hasret…

Binlerce göçmen ve gurbette geçirilen onca yıl, dinlenecek bir o kadar hikâyeyi de beraberinde getiriyor. Harputlu Mustafa Önercan, 1908 yılında Amerika’ya giden göçmenlerden bir diğeri. Osmanlı Devleti’nde askere giden Harputluların ölüm haberlerinin tek tek geldiği zamanlarda kaçış yolu olarak Amerika’ya gitme planları yapan Mustafa Önercan’ı torunu Yılmaz Önercan anlatıyor: “Dedem şehit olma ve ailesini kimsesiz bırakma korkusuyla atılmış bu maceraya. Tabi o zamanlarda Harput’taki misyoner okullarının gençlere Amerika’ya göç etmenin cazipliği konusunda verdiği tavsiyeler de etkili olmuş. 20 yaşında iki çocuğunu ve eşi Emine Hanım’ı arkada bırakarak yollara düşmüş.”

Yılmaz Önercan Harput’tan Elazığ’a bakan huzurlu evinde sadece dedesinden değil tüm o eski zamanlardan kalan değerli eşyaları saklıyor ve ‘en değerli koleksiyonum’ diye nitelendiriyor. Dedesinin Amerika pasaportunu özenle sakladığı yerden çıkarırken şunları söylüyor: “Göç eden için de bekleyen için de en acı günlermiş. Yazılan iki satır mektup ya da bir fotoğrafın ulaşması aylar alıyormuş. Dedem ilk mektubunu göç ettikten iki yıl sonra yazmış. ‘Pek kıymetli refikam Emine Hanımefendi’ye diye başlayan mektubunu ‘Hasretimi giderebilmem için bir an evvel çocukların fotoğrafını çektirip yollarsanız mesut olacağım’ diye bitirmiş. Dedem dönmesine dönmüş fakat 48 yıl sonra geldiğinde ne Harput kalmış, ne de Emine’si...”

Elazığlı Ahmet Ferit Ispartalı’nın Amerika macerasını ise oğlu Mehmet Yusuf Ispartalı anlatıyor: “Babam Amerika’ya gitmeye karar verdiğinde ilk olarak atlı bir araba ile Trabzon’a gitmiş. Trabzon’dan vapur ile İstanbul’a geçmiş, oradan yine vapur ile Marsilya’ya ve daha sonra da Amerika’ya gitmiş. Amerika’daki ilk çalışma yeri bir erkek kuaförüymüş. Bir müddet sonra kuaförün vefat etmesi üzerine dükkân kendisine kalmış. On iki yıl bu dükkânda kuaförlük yapmış ve kardeşinin vefat haberi üzerine Elazığ’a dönme kararı almış. Amerika’da kaldığı süre içerisinde İngilizceyi fevkalade iyi öğrendiğini de unutmamak lazım. Çok sakin bir mizaca sahipti fakat yaşadığı onca kargaşadan sonra hayat onu da yormuştu. 1978 yılında Elazığ’da vefat etti. Babam mertçe yaşayıp, mertçe öldü.”

Amerika’da bir Mehmet Ağa

Akçadağ Köy Enstitüsü’nün ilk mezunu ve 1968-1973 yılları arasında Elazığ Belediye Başkanlığı yapmış olan eğitimci ve yazar Şükrü Kacar’ın dayısı Mehmet Ağa, şu an Amerika’daki Türk Mezarlığı’nda yatıyor. Yeğen Kacar dayısının hikâyesini şöyle anlatıyor: “Mehmet Ağa, 20’li yaşlarda gitmiş Amerika’ya. Oraya gittiğinde okuma yazma dahi bilmiyormuş. Ama Amerika’da 40 günde İngilizce okuma ve yazmayı öğrenmiş. Bununla da kalmamış New York Türk Derneği Başkanlığı’nı yürütmüş, oradaki hemşerileri ile birlikte pek çok projeyi hayata geçirmiş. Memleketini hiç unutmamış, unutturmamış. Hatta adına Elazığ Kültür Derneği Şube Başkanı Fethi Ülkü tarafından ‘Amerika’da Bir Mehmet Ağa’ başlıklı yazılar bile yazılmıştır. Kendisini yıllar önce kaybettik. 1986 yılında eşim ve ben Amerika’daki mezarını ziyaret etme şansı bulduk ve çok duygulandık.”

Amerika’daki Harputlular’dan yardım

Fırat Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erdal Açıkses Amerika’ya giden Türk göçmenlerin büyük bir kısmının misyonerlerce beklenenin aksine ülkelerine ve dinine bağlı kalarak hayatlarına devam ettiklerini söylüyor. Adlarına çeşme ve camiler yaptırarak orada bir Türk kolonisi oluşturduklarını da ekliyor. Açıkses Amerika’daki Harputlular ile ilgili olarak; “Çocuk Esirgeme Kurumu ve Kızılay temsilcilerine ceplerindeki son kuruşlarına kadar vererek milyonlarca dolar yardımda bulunmuşlar. Bunun güzel bir örneği de o dönemde salgın hastalık olan verem ile mücadele için Elazığ Verem Savaş Derneği’ni kurmaları ve ihtiyaç duyulan röntgen cihazını almak için şehir şehir dolaşarak orada yaşayan Harputlular’dan para toplamalarıdır” diyor. 14 bin dolar toplayan Amerikalı Harputlular’ın gönderdiği röntgen cihazını ilk kullanan kişi ise o zamanlar bir hasta bakıcı olan Necati Demir. Bugün 76 yaşında olan Demir, Amerika’daki hemşerilerinin kurduğu verem savaş dispanserindeki anılarını şöyle anlatıyor: “Devlet hastanesinde çalıştığım dönemlerde verem çok yaygındı. Amerika’ya giden Harputluların kurduğu verem savaş derneğinin başkanı rahmetli Dr. Erdem Kuran bana Amerika’nın Worcester, Massachusetts, New York, Chicago, Detroit gibi birçok şehrinden gelen bağışlarla bir röntgen cihazı alındığını ve laborantlık yapmamı söyledi. Kadroda çalıştığım dönemlerde dernek ve dispanser aynı binada olduğu için her ikisinin de işlerini yürütüyordum.” Sıhhiye çavuşluğundan röntgen laborantlığına uzanan macerasında hasta bakıcılıktan, kan almaya kadar her işi yapan Demir o zamanlarda birçok hastanın yardımına koşuyor. “Dispansere gelen röntgen cihazı bir tek beni değil herkesi sevindirdi. Birçok hastayı tedavi ettik. Harputlular’ı ve çevre illerden gelen insanları sağlığına kavuşturduk. Salgın hastalıklarla mücadele etmek o zamanlar çok zordu. Böyle bir imkân başka hiçbir yerde yoktu” diyor ve ekliyor; “Röntgen cihazı için toplanan paraların isim listesini gördüğümde gözlerim yaşardı. Bir dolar bağışta bulunan bile vardı.”

O yıllarda Elazığ’ın yerel gazetesi ‘Turan’ Amerika’daki hemşerilerine atfen şu yazıya yer veriyor: “Derneğimizin açmaya teşebbüs ettiği dispansere gönderilmek üzere aralarında topladıkları paralarla bir röntgen cihazı ve diğer malzemeleri alan, bu hususta değerli yardımlarını esirgemeyen, aşağıda listesi bulunan Amerika’daki hamiyetperver ve kalbi memleket sevgisiyle çarpan bütün yurttaşlarımıza sonsuz şükranlarımızı arz etmeyi milli bir vazife sayarız.”

Haber alınamayanlar...

Amerikan Göçmen Bürosu verilerine göre bugün Amerika’da yaşayan Türk göçmenlerin büyük bir kısmını hala Harputlular oluşturuyor. 200 yıla varan göç yolculuğunda ‘Amerikan Rüyası’ herkes için farklı farklı sonlar hazırlıyor. Gidenler, hasretle geri dönenler, umduğunu bulanlar, fabrika vagonları arasında sıkışıp kalanlar ve bir daha asla haber alınamayanlar...

Amerika’daki kayıp yakınlarını arayanlardan biri Harputlu Serdar Kızılgül: “Küçükken dedem anlatırdı, kardeşi ve kardeşinin ailesi 1900’lü yıllarda Amerika’ya yerleşmiş. 1940’lara kadar ziyarete gelmişler. Ancak sonraları ilişkileri kesilmiş. Hatta dedem de bir defa Amerika’ya gidip kardeşini ziyaret etmiş. Orada Müslümanlara ayrılan özel bir yerde namaz kıldıklarından bahsederdi. Dedem Bedri Bayar 1994’te kardeşinin hasretiyle vefat etti. Biz de Amerika’daki yakınlarımıza ulaşmak için çok çaba sarf ettik ama girişimlerimiz sonuçsuz kaldı. Hala hiçbir haber yok” diyor.

Ebru Unutmazer ise yıllar önce Amerika’ya giden dedeleri ile ilgili olarak şunları söylüyor: “Harput’tan savaşa katılan büyük dedemiz Yunus Kılıç, Birinci Dünya Savaşı’nda Amerika’ya esir düşüyor. 1944’de Amerika’da esir olduğunu ve geri dönmek istediğini belirten bir mektup yazıyor. Mektupta kimlik yollamaları halinde geri dönebileceğini ifade ediyor. Ama bizim bu mektuptan yıllar sonra haberimiz oldu. Dedemizi yıllarca aradık. En son ulaştığımız bilgilere göre Amerika’da evlenmiş. Çocukları ve torunları olmuş. Çok yaşlı olduğu için Türkiye’ye gelemiyormuş. Ama oradaki çocuklarının adlarının Hasan ve Hüseyin olduğu söyleniyor. Harput’a gelip bizimle tanışmak istiyorlarmış. Biz onlara ulaşmayı çok denedik ama maalesef başaramadık.”

Vahdet Baydar da dedesine ilişkin bilgi arayanlardan biri. Anı defterinden silinip gidenleri Baydar şöyle anlatıyor: “Benim annemin babası Fazlı Gül savaş döneminde ABD’ye gitmiş bir Elazığlıdır. Onunla ilgili elimizde hemen hemen hiçbir veri yok. Sadece dayımda sigorta kartı var. O kart üzerinde Pensilvanya, San Francisco gibi çeşitli eyaletlerin damgaları bulunuyor. Dedemizin oradaki hayatına ilişkin hiçbir şey bilmiyoruz. ABD’de yaşamış olan Türklerin bir isim listesini arıyorum. Dedemin ABD yaşantısını öğrenmek için çok çabaladım, ne yazık ki hiçbir ipucu yakalayamadım. Onca yıl, onca anı kayboldu.”

Yok olan Harput

Gücü giderek yayılan Osmanlı Devleti’ne ancak vatan duygusundan uzak bir nesil yetiştirilirse son verilebilirdi. Bunun için harekete geçen Amerika, Osmanlı’nın seçilmiş bölgelerine okullar açarak mevcut sistemi bozmak niyetindeydi.

1956 yılına gelindiğinde sırada Harput vardı. George W. Dunsmore adındaki misyoner gerekli çalışmaları yaparak, 1857 yılında kolejin temellerini attı. Genç nüfusu etkilemek en öncelikli amaçtı. Böylece hem asimilasyon süreci hızlanacak hem de gelişen Amerika için yeni iş gücü sağlanacaktı. Okullarda verilen her ders eğitim amaçlı görünse de, asıl işlevleri Protestan nüfusu üretmekti. Bu okulların açılması ile birlikte Harput’ta sosyal ve kültürel hayat değişime uğradı. Bundan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Geriye sadece atalarının, anılarının peşinde koşan Amerika’da bir Harputlu, Harput’ta bir Amerikalı kaldı...

 
AKDENİZ ÜNİVERSİTESİ’NDE SİNEMA ŞÖLENİ DEVAM EDİYOR


01/12/2015 16:14:37

AKDENİZ ÜNİVERSİTESİ III. PİERRE BOURDİEU SEMPOZYUMU’NA EV SAHİPLİĞİ YAPTI


15/04/2016 18:33:27

TÜRK MUTFAĞI KONFERANSI


07/12/2015 15:41:19

SİNEMA İLÇELERDE: SANAT ANTALYA PROTOKOLÜ İMZALANDI


17/11/2015 15:48:38

5 Soruda Dijital Ajansta Çalışmak


31/03/2016 18:25:25

67 YILLIK DAVA

Osmaniye’nin Kadirli İlçesinde yaşayan Nalbantoğlu ailesinin 1945 yılında açtığı tapu davası hala sonuçlanmayı bekliyor. 67 yıldır devam eden davada 8...

Haberin Devamı

AMERİKA'DAKİ İLK TÜRKLER

‘Amerikan rüyası’ yaklaşık 200 yıl önce nüfuz ediyor Türk topraklarına. Osmanlı’nın zayıfladığı Amerika’nın ise giderek güçlendiği ve iş gücüne ihtiy...

Haberin Devamı

CUMHURİYETİN KAYIP TRENLERİ

Türkiye Cumhuriyeti’nin ulaşım parolası demir ağlarla örmekti yurdun dört bir yanını. En ucuz, çevreye ve insan sağlığına en zararsız, en az tehlikey...

Haberin Devamı
sakarya escort bayan sakarya escort bayan sakarya escort bayan sakarya escort bayan